اَللّٰهُمَّ صَـلِّ عَلٰى مَنْ مِـنْـهُ انْشَقَّتِ الْاَسْـرَارُ وَانْـفَـلَـقَتِ الْاَنْـوَارُ وَف۪يـهِ ارْتَـقَتِ الْحَقَآئِقُ وَتَـنَـزَّلَتْ عُلُومُ اٰدَمَ فَاَعْجَزَ الْخَلَآئِقَ وَلَـهُ تَضَآئَلَتِ الْفُهُومُ فَلَمْ يُدْرِكْهُ مِنَّا سَـابِقٌ وَلَا لَاحِقٌ فَرِيَاضُ الْمَلَكُوتِ بِاَزْهَارِ جَمَالِهِ مُونِقَةٌ وَحِيَاضُ الْجَبَرُوتِ بِفَيْضِ اَنْـوَارِهِ مُتَدَفِّقَةٌ وَلَا شَيْءَ اِلَّا وَهُوَ بِـهِ مَنُوطٌ اِذْ لَوْلَا الْوَاسِطَةُ لَذَهَبَ كَمَا ق۪يلَ الْمَوْسُـوطُ صَلَاةً تَل۪يقُ بِكَ مِنْكَ اِلَيْهِ كَمَا هُوَ اَهْلُهُ ﴿٩﴾
Allâhümme salli alâ men minhu'n-şakkati'l-esrâru ve'n-felekati'l-envâru ve fîhi'rtekatil-hakâiku ve tenezzelet ulûmü âdeme fe-a'ceze'l-halâika ve lehû tedâeleti'l-fuhûmü felem yüdrikhü minnâ sâbikun velâ lâhık. Fe-riyâdu'l-melekûti bi-ezhâri cemâlihî mûnîkatün ve hiyâdu'l-ceberûti bi-feydi envârihî mütedeffikatün velâ şey'e illâ ve hüve bihî menût. İz levle'l-vâsıtatu le-zehebe kemâ kîle'l-mevsût. Salâten telîku bike minke ileyhi kemâ hüve ehlüh.
9. Allahım! Kendisiyle sırların açılıp nurların saçıldığı, hakaik-ı eşyanın açık-seçik zuhur ettiği, Hazreti Âdem’e icmalen bildirilen ilimlerin kendisine tafsilen indirildiği ve bütün mahlûkatın o ilme ulaşmaktan âciz bırakıldığı, akılların, hakikatine ulaşmada çaresiz ve zayıf kaldığı, ne geçmişte ne de gelecekte hiçbir kimsenin yetişemediği ve yetişemeyeceği o zata, Senin şanına yaraşır ve O’nun layık olduğu şekilde salât eyle. O zat ki, melekût âleminin bahçeleri O’nun cemâlinin çiçekleriyle tezyin edilmiş; ceberût âleminin havuzları O’nun nurlarının feyziyle doldurulmuştur. “Vasıta olmasaydı, onunla gerçekleşen netice de olmazdı.” hakikatiyle ifade edildiği gibi, kâinatta o zata bağlı olmayan hiçbir kimse ve hiçbir nesne yoktur. Çünkü O, her şeyin varlık sebebidir.